KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE İNSAN SAĞLIĞI

Viagra online

 

 

İnsan toplulukları yıllar boyunca doğal kaynakları yok etmişler, ormanların yerine binaları tercih etmişlerdir. Bu bağlamda çevreye zarar vererek, yaşadıkları yerlerin iklimlerini bölgesel olarak değiştirmişlerdir. Günümüzde iklim değişikliği tanımlaması yapılırken; sera gazı birikimlerini arttıran insan etkinlikleri de dikkate alınmaktadır. Sanayileşme, nüfus ve şehirleşmedeki artışa paralel olarak, başta CO2 olmak üzere sera gazlarının atmosfere salınımının ortaya çıkardığı sonuçlar giderek insan sağlığını tehdit etmeye başlamıştır.

İklim, hava ve sağlık arasındaki ilişkiyi anlamamız, iklim değişikliğinin etkilerini tahmin edebilmemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Yaklaşık 2500 yıl önce Hipokrat, iklimde var olan bölgesel farklılıklar ve bunların insan sağlığı ile olan ilişkileri üzerine kitaplar yazmıştır. Gelecekte ortaya çıkacak belirgin iklim değişimleri için yapılan varsayımlar ve bunların olası sonuçları hakkında üretilen senaryolar nedeniyle; hava, iklim ve sağlık ilişkisi üzerine ciddi araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Ancak hangi canlı türünün iklim değişmelerine nasıl tepki gösterdiği konusunda ki belirsizlikler hala sürmektedir .

İklim Değişikliğine Neden Olan Etkenler:

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde İklim deği­şikliği; “Karşılaştırılabilir bir zaman periyodunda gözlenen doğal iklim değişken­likleri ile doğrudan ya da dolaylı olarak küresel atmosferin doğal yapısını bo­zan insan etkinlikleri sonucunda, iklimde oluşan değişikliklerin bütünü” olarak tanımlanmaktadır.

Güneş enerjisi yansımaları, atmosferik bileşenler, volkanik küller, bulut örtüsü gibi çeşitli doğal faktörlerin yanında; fosil yakıtların kullanılması, arazi kullanımı değişiklikleri, ormansızlaştırma ve sanayileşme süreci gibi insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazı birikimleri, Yerküre’nin ortalama yüzey sıcaklığının artmasına ve buna bağlı olarak iklimde değişiklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar.

İklim değişikliğine neden olan “doğal etkenler”; iklim sistemini oluşturan, atmosfer, hidrosfer ve yerküre ile bu kürelerin yaşam alanlarından oluşan biyosferin doğal yapısını bozarak bunların arasındaki dengeyi etkileyen yani Dünya’mızı oluşturan katmanların kendilerinden kaynaklanan doğal olaylardır. Ayrıca deniz-okyanus akıntıları, Güneş’ten Atmosferin üst sınırına gelen enerji miktarındaki değişme, kasırgalar, volkanik hareketlilik, depremler, doğal orman yangınları gibi birçok olay; hassas bir denge üzerine oturmuş olan iklim sistemin­de bozulmalara neden olmaktadır.

İklim değişikliğinin neden olan “insan kaynaklı etkenler” ise; “teknoloji”nin insan yaşamının ayrılmaz ve vazgeçilmez bir parçası haline gelmesi ile birlikte, yani sanayi devriminden bu yana, Atmosferdeki insan kaynaklı sera gazı birikimlerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Sera gazları içinde ayrı bir özellik taşıyan karbon­dioksid (C02)  miktarı %30 , me­tan (CH4) %145 ve Azot oksid (N20) %15 oranında artış göstermiştir. İnsanların çeşitli etkinlikleri (tarım, sanayi v.b) sonucu atmosfere verilen partiküller (aerosoller, uçucu küçük parçacıklar) ve özellikle de fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan kükürt dioksit (S02) kaynaklı sülfat parçacıkları iklim değişikliği üzerinde etkili olmaktadır. İnsanlar çeşitli amaçlarla ve hızla artan nüfusun gereksinimini karşılayabilmek için doğal çevreyi hızlı bir biçimde tahrip etmekte, ormanlar başta olmak üzere; tükenmez kabul  ettikleri bütün doğal kaynakları hızlı, insafsız ve bilinçsiz olarak tüketmektedirler. Ayrıca atmosferdeki doğal dengenin çok önemli bir öğesi olan ve Güneş ışınlarına (morötesi-ultraviyole) doğal bir süzgeç görevi yapan ozon tabakasının inceldiği görülmektedir. Ozon tabakasında Antarktika (Güney Kut­bu) üzerinde meydana gelen incelme, tehlikeli boyutlara ulaştığından küresel ısınmayı etkilemekte ve canlılar üzerinde” kanserojen” bir faktör olarak sağlığı tehdit etmektedir.

İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerine Etkileri

İklim değişikliği, insan sağlığını değişik faktörler aracılığıyla doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir:

*İklim değişikliğinin sağlığa doğrudan etkisi; ısı dalgaları, seller, fırtınalar ve ekstrem hava olayları sonucunda gerçekleşmektedir.

Ekstrem hava olaylarındaki artışlar, ölüm, yaralanma ve psikolojik hastalıkların oranlarında yükselme ve tatlı su kaynaklarında kirlenme oluşturabilecektir.

Kalp-damar ve solunum hastalıklarından kaynaklanan ölümler ve sıcak dalgalarının şiddetindeki ve süresindeki artışa bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkların sıklığı da artacaktır.

*İklim değişikliğinin dolaylı etkileri; enfeksiyon hastalıkları, su kullanımı ve besin temini yoluyla olmaktadır. Ekstrem hava olayları ve iklim değişikliği, Malarya, humma, sarı humma ve bazı virüs kökenli enfeksiyonların taşınma potansiyelinde artışa neden olacaktır. Çalışmalar, dünya sıcaklığında 2100 yılına kadar 3-5 C°’ lik bir artış olması durumunda, potansiyel malarya hastalığının coğrafi görülme alanının, gelecek yüzyılın ikinci yarısına kadar, dünya nüfusunun yaklaşık % 45~ % 60’lık bir bölümünü etkileyeceğini öngörmektedir. Malarya vakalarındaki artış, en fazla tropikal, sup tropikal ve bazı ılıman kuşak toplumlarında etkili olacaktır. Ayrıca yüksek sıcaklıklar ve artan taşkınlar sonucunda, salmonella ve kolera gibi hastalıklarda da artış olması beklenmektedir.

Hastalıklar, iklim unsurlarındaki değişikliğe karşı oldukça hassas ve duyarlıdır. İklim değişikliği sonucunda oluşan yetersiz beslenme, tek başına küresel olarak dağılan ve etkili olan hastalıklar en fazla sosyo-ekonomik düzeyi düşük insanları ve çocukları öldürmektedir. Bugün bile kentsel ve kırsal alanda çevrenin bozulması sonucunda sıkıntılar yaşanmakta, su ve gıda teminindeki yetersizlik sonucunda çocuklarda ishal ve uzun dönemde beslenme bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Özellikle sıcaklıkların yükselmesi ve düzensiz yağış dağılımı, hastalığa neden olan tehlikenin (virüs, enfeksiyon vb.) dağılımını da değiştirecektir.

İklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri araştırılırken; yaş, cinsiyet, temizlik koşulları, sosyo-ekonomik durum, cilt yapısı, nüfus yapısı ve dağılımının dikkate alınması gerekmektedir. Yaşlı insanların, termal stresin etkilerine diğerlerine göre daha duyarlı oldukları unutulmamalıdır. Çalışmalar,  sıcak dalgalarında 65 yaş üzerinde ölüm oranlarında artış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yaşlar birçok sağlık probleminin gündeme geldiği yaşlar olup, sıcağa olan duyarlılığın arttığı dönemdir. Ayrıca var olan fizyolojik ve metabolik faktörler de sıcaktan kaynaklanan stresin artmasına neden olmaktadır. Örneğin; kronik kalp ve damar hastalıkları, cilt hastalıkları, öğrenme zorlukları, bunamalar ile vücut sıcaklık dengesini bozan alkol, anti-depresanlar ve uyuşturucu kullanımı bu etkiyi daha da artırır.

 

Genel olarak sel felaketlerinin hemen arkasından enfeksiyon hastalıkları sorunu ortaya çıkar. Çünkü seller insan ve hayvan atıklarının içme suyuna karışmasına ve kirletmesine neden olmaktadır. Örneğin; birçok ülkede sellerden sonra tifo, kolera, dizanteri gibi hastalıklarda hızla artışlar gözlenmiş ve salgınların toplumu tehdit ettiği saptanmıştır. Yine bir çok az bilinen ve az görülen enfeksiyon türleri de doğal afetler sonucunda ortaya çıkmaktadır.. Örneğin; fareler tarafından taşınan “leptospirosis” hastalığı farenin idrarı ile temas eden birçok insana geçmiştir. Bu hastalığın taşınmasında sel sularının fonksiyonu büyüktür.

Gözlem sonuçlarına göre vektör (enfeksiyon yoluyla kene, sivrisinek ve pire), su, yiyecek ve hayvan yoluyla bulaşan hastalıkların yayılma alanlarının belirleyicisi hava ve iklimdir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan bilimsel çalışmalarda iklim değişikliğinin; kuş gribi, kene, kolera, Ebola, parazitler, veba, Lyme, zararlı deniz yosunları, kızıl humma, verem, sarı humma ve sıtma gibi hastalıkların artışına neden olabileceği gösterilmektedir. Sivrisinekler tarafından taşınan sıtma mikrobu gelişmekte olan ülkelerde çok büyük bir sorundur. Yılda yaklaşık bir milyondan fazla çocuk sıtmadan ölmektedir. Böcekler, özellikle de sivrisinekler soğukkanlı olduklarından, diğer canlılar gibi hem iklime hem de meteorolojik olaylara duyarlıdırlar.

İklim ve çevrenin değişimi; virüs ve bakterilerin oluşmasını, yaşamını devam ettirmesini ve taşınmasını, ekolojiyi, bitkisel ve hayvansal üretim alanlarını etkilemektedir. ABD ve birçok Avrupa ülkesinde sıcaklıklarda ki artış ile bulaşıcı hastalıkların (salmonellosis) klinik başvurularında paralellik görülmektedir. Önemli virüslerin (enteroviruses, rotaviruses, hepatit A ve norovirus) çoğu su ve yiyecek yoluyla yayılmaktadır. Ancak virüslerin yayılımı (enfeksiyon dağılımı) ile sıcaklık arasında henüz orantısal bir ilişki tanımlanamamıştır.

Ozon oluşumu yüksek sıcaklık ve güneş ışınlarına bağlı olarak artar. Epidemiyolojik çalışmalar ozondaki yükselmelere bağlı olarak, kirli alanlarda yaşayan insanların astım riskinin yükseleceği sonucuna ulaşmıştır. Prematüre bebek ölümlerindeki artış ve astımın ilerlemesi de ozondaki artışa bağlı olarak görülebilir. Ayrıca orta ve yüksek enlemlerde yaşayan insanlarda önümüzdeki yıllarda cilt kanserlerinde ciddi artışlar beklemektedir. Ozon yoğunluğu ve UVB radyasyonu ile ilgili tahmini pilot çalışmalara göre, 2050 yılına kadar bu bölgelerde cilt kanserinde % 5 civarında bir artış beklenmektedir.

İklim değişikliği gıda güvenliğini de zorlaştıracaktır. Yüksek sıcaklıklarda gıdalarda bakteri üremesi artacaktır. Hava sıcaklığının artması, soğutma problemleri ve zararlı böceklerin artmasına sebep olacağı gibi İklim değişikliğinin hayvanlardan insanlara bulaşan birtakım yeni hastalıklara da yol açacağı düşünülmektedir.

İçme sularının azalması ve su kirliliğinin artması nedeniyle temiz su bulma konusunda sıkıntı yaşanacaktır. Kıyı sularının kalitesi ve güvenliği azalacağından deniz turizmi ve deniz ürünlerinin tüketimi azalacaktır.İçme ve kullanma suyunun azalması beraberinde; hijyenik sorunlar, yetersiz sıvı tüketimine bağlı elektrolit sıvı dengesinde bozulma ve böbrek yetmezlikleri gibi bir çok sağlık sorununu gündeme getirecektir.

Fosil kökenli yakıt kullanan enerji üretim tesislerinden kaynaklanan hava kirliliğinin”İnsan Sağlığına Etkileri” oldukça fazladır: Akciğer kanseri, bronşit, raşitizm, eklem romatizması, kalp hastalıkları, göz yanmaları, nefes darlığı, çeşitli tozların vücuttaki birikimine bağlı iştahsızlık sonucunda vücudun direncinin düşmesi, hava kirliliği nedeniyle erken yaşlanma belirtileri, suç işleme oranında artış, ruhsal bozukluklar, hamilelerde düşük yapma oranında artışlar.

Order Fluoxetine

Bunların dışında; kükürt dioksit, karbon monoksit, partiküler madde ve asit aerosolleri solunum yolları olumsuz etkilemektedir. Bunun sonucu olarak özellikle yaşlılarda bronşit, amfizem ve diğer akciğer hastalıklarına yakalanma riski artacaktır. Akciğerlerin bakteriyel enfeksiyonlara karşı hassasiyetinin artışı ve biyokimyasal değişimlerin ortaya çıkması; beyin, kalp gibi yaşamsal organ ve dokularda fonksiyon bozukluklara neden olacaktır.

İnsan sağlığını geniş çapta olumsuz yönde etkileyen metaller arasında atmosferde yaygın olarak bulunan; Kurşun, Kadmiyum, Nikel, Cıva metalleri ve asbest önem taşımaktadır. İklim değişikliğine bağlı olarak bunların oranlarında artış olması kaçınılmazdır. Atmosferde belirli sınırların üzerinde bulunabilecek her türlü metal, insan sağlığı üzerinde toksik  ve kanserojen etki gösterir.


Yukarıda ki yazıdan anlaşılacağı gibi; yakın bir gelecekte  küresel iklim değişikliğinin sağlığımızı ciddi boyutlarda etkilemesi söz konusudur.  Dünya devletleri iklim değişikliğini önlemek için imzaladıkları protokolleri uygulamaya geçirirlerse bu durumu ne kadar geciktire bilirler ya da ekonomik ve politik çıkarlar nedeniyle ne kadarına sadık kalırlar bilinmez. Ancak herkes kapısının önünü süpürürse sokak temiz olur sözünden yola çıkarsak, bu konuda bireysel olarak bizlere düşen görevler var:

İklim Değişikliğine Karşı Bireysel Olarak Yapılabileceklerimiz

  • Evde en çok kullanılan 5 ampulü en az enerji tüketen türleriyle değiştirmeliyiz. Evlerdeki televizyon sayısını teke indirmeliyiz.
  • Klimaların filtrelerini 3 ayda bir değiştirmeliyiz. Kirlenen filtreler hava akışını yavaşlatacağından cihaz daha fazla enerji harcayacaktır.
  • İşyerimize /evimize alacağımız araç gereçlerde enerji tasarrufu sağlayanları tercih etmeliyiz.
  • Su kullanımındaki savurganlık, hem enerji tüketimini, hem de su tüketimini artırmaktadır.
  • Bahçelerimize az sulama gerektiren bitkiler dikmeliyiz. Ekili hobi bahçemizi mutlaka küçültmeliyiz.
  • Aracımızı hortumla değil kova ile yıkamalıyız.
  • Kullanmadığımız zaman, TV, radyo, bilgisayar gibi elektronik cihazların fişlerini çekmeliyiz.
  • Yaz aylarında evimizin güneş alan penceresine beyaz perde takarak gün boyu kapalı tutmalıyız.
  • Ağaç dikmeliyiz. Her ağaç atmosferden önemli ölçüde sera gazı (CO2) emer.
  • Yakın mesafeler için yürümeyi, uzun mesafeler için toplu taşıma araçlarını tercih etmeliyiz
  • Aracımızı düşük hızda kullanmalıyız .
  • Plastik poşet kullanımını en aza indirmeliyiz.

Eğitim ve Sağlık Kurumlarında yeni nesilleri bilinçlendirmek için;

  • “iklim değişikliği ve sağlık konusunda” eğitim görmüş sağlık personeli yetiştirilmeli ve halkın bilinçlendirilmesi sağlanmalı
  • Tıp fakülteleri programına iklim değişikliği ve sağlık konusunu işleyen dersler eklenmelidir. Sağlık bilimleri ile ilgili enstitülerde iklim değişikliği ve sağlık konulu lisans üstü programlar açılmalıdır. Konuyla ilgili tüm araştırmaların birbirini tamamlayacak biçimde yönlendirilmesine çalışılmalıdır.
  • Araştırmalar sorunların belirlenmesinin yanı sıra uygun çözüm önerileri de getirecek biçimde planlanmalı ve uygulamaya yansıması sağlanmalıdır.

Kaynaklar:

 

Bu yazı Çevre kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın